Yönetmen, Oyuncu ve Senarist Müfit Can Saçıntı, “Halklar dilini ve kültürünü unuttuğu zaman yıkılmış sayılır, yok olur gider” dedi.

Müfit Can Saçıntı,  Selçuk Üniversitesi (SÜ) İletişim Fakültesi ile Radyo Televizyon Yayıncıları Meslek Birliği (RATEM) tarafından önceki gün Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Radyo Televizyon Yayıncılığı ve Telif” konulu panele konuşmacı olarak katıldı.

Saçıntı, “Halklar dilini ve kültürünü unuttuğu zaman yıkılmış sayılır, yok olur gider. Kültürel emperyalizm diyor ki; özellikle kültürle, dille, müzikle, sinemayla, radyoyla ülkelere sızalım ve onları kendi kültürümüze hazırlayalım ve ancak bu şekilde işgal edebiliriz. İşte bu kadar önemli kültür ve sanat, o yüzden özel kanunlarla korunuyor” diye konuştu.

“DEVLETİN BEKASI AÇISINDAN DİL VE KÜLTÜR ÇOK ÖNEMLİ”

Tarih sahnesinden örnekler veren Saçıntı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Mesela Radyo Televizyon Üst Kurulu var neden Buzdolabı ve Davlumbaz Üst Kurulu yok. Basın Kanunu, Sinema Kanunu var neden Pastacılar, Börekçiler Kanunu yok çünkü bunlar radyo, televizyon ve sinema aslında bir anlamda ticari bir faaliyet ama ticaret kanunu var ve ticaret kanunuyla çözümlenebilir bütün ilişkileri ve üretimi neden özel bir kanuna ihtiyaç duyulmuş ya da özel kurallara demek ki özel bir durumu var. Nedir bu özel durumu. Şimdi cumhurbaşkanlığı özel forsuna bakıldığında Türkiye Cumhuriyeti’nin 17. devletimiz olduğunu görüyoruz. Bundan önce 16 devletimiz varmış, 16 devlet kurmuşuz aynı zamanda da 16 devlet yıkmışız, yıkılmış ama biz 5’inci yıkılınca 6’ıncıyı kurabilmişiz, 6’ıncı yıkılınca 7’inciyi kurabilmişiz. Bu nasıl oluyor devletler yıkılıyor ama millet, halk yıkılmıyor. O yüzden tekrar tekrar devletler kurulabiliyor. Halk yıkılmıyor dedik. Halklar yıkılır mı, milletler yıkılır mı? Yıkılır ne zaman yıkılır, dilini ve kültürünü unuttuğu zaman bir millet yok olur gider tarih sahnesinden bunun da örneği bu topraklarda var. Tarihin ilk süper gücü süper devleti diyebileceğimiz ilk imparatorluk Hitit İmparatorluğu kuruldu Anadolu’muzda… Yine dönemin bir başka süper devleti Mısırlılara yenildi ve tarihte böyle okuyoruz ve diyor ki; Hitit devleti yıkıldı yok oldu gitti peki ya Hitit devleti yıkıldı yok oldu da halkı, milleti nereye gitti bunlar nasıl yok oldu nereye ışınlandı mı? Zombiler geldi emdi mi ne yaptı nereye gitti bunlar? nereye gitti yazıyor mu bir yerde bilginiz var mı? Bir yere gitmedi onlar yok oldu çünkü dilleri, kültürleri yok oldu, diğer kültürlerin içinde altında eridiler, diğer egemen dillerin altında yok oldular gittiler. Yani bu derece önemli dil ve kültür meselesi hakikaten ordu kadar önemli belki bana sorarsanız ordudan daha önemli. Niye? Ordularda yani yeri geliyor yeniliyor tekrar kuruluyor, dağıtılıyor bazen… İşte 2. Mahmut döneminde olduğu gibi bir ordu dağıtılıyor hop yenisi kuruluyor ama dil dağıtılınca, diliniz yok olsa yeniden bir dil kurabilir miyiz? Yeni o dili kurduğumuzda o biz biz olur muyuz? Bu halk bu halk olur mu? Peki, bu dili, kültürü sürdüren ne? O yüzden biraz hem kanun koyucu hem devlet hem bu konuda işte akıl yürütenler, fikir üretenler devletin bekası için bir takım özel desteklere, korumalara ihtiyaç duymuşlar ve hakikaten de devletin bekası son zamanlarda çok gündemde. Benim için en önemli şey devletin bekası açısından dil ve kültürdür. Ve ordudan bile daha önemlidir.”

“ÜLKELERİ KÜLTÜRLERİYLE İŞGAL EDİYORLAR”

Kültür ve sanatın önemini tarihsel olaylardan örneklerle dikkati çeken Saçıntı, “Amerikan-Vietnam Savaşı’nda  68-73 yılları arasındaydı, Vietnam küçücük bir ülke ve hala haritada yerini bile gösteremeyiz belki dünyanın geri kalanı bu savaş sebebiyle Vietnam’ın adını duymuştur o kadar küçük bir ülke ve Amerika da o zaman daha bir süper güçtü ve küçücük Vietnam’a yenildi sonra masaya yatırtılıyorlar. ‘Biz nasıl yenildik…’ Birçok fikir ortaya atıyorlar neden küçük bir ülkeye yenildik o tartışmalardan o özeleştirilerden şöyle bir sonuç çıkartıyorlar ya bu yumuşak güç kavramı o dönem çıkmış ortaya okuduklarıma göre yani diyorlar ki biz Vietnam’ı işgal ettik ama yenemedik çünkü bir halkı psikolojik ve kültürel olarak o işgale hazırlayamazsınız gerçek anlamda işgal etmiş sayılmazsınız diyor. Yani sen topunla, tüfeğinle saldırıyorsun ama psikolojik olarak kültürel olarak o işgale hazırlamamışsan yenemezsin o zaman. ‘Yumuşak güç kavramı’ ortaya çıkıyor. Nedir o… İşte kimilerinin kültür emperyalizmi olarak tanımlayabileceği bir şey diyor ki; biz kültürümüzle ve özellikle kültürümüzle, dilimizle, müziğimizle, sinemamızla, televizyonumuzla, televizyon ürünlerimizle, radyo ürünlerimizle ülkelere sızmalıyız, onu kültürümüze hazırlamalıyız. Bizim kültürümüze ve ancak öyle işgal edebiliriz. Ve hatta bunları yaparsak işgal etmemize bile gerek kalmaz gibi bir sonuç çıkıyor. Yani bu kadar önemi kültür ve sanat… O yüzden özel kanunlarla özel yasalarla korunuyor” ifadelerini kullandı.

“PATRON BİR İMZAYLA BÜTÜN HAKLARI ELİMİZDEN ALIYOR”

Fikir ve sanat alanında telif hakları konusuna da değinen Yönetmen, Oyuncu ve Senarist Müfit Can Saçıntı, şunları kaydetti:

“Şimdi 95 yılına kadar bu telif hakları, fikir ve sanat ürünü üretenlerin hakları yapımcılarda yani patronlardaydı bütün üretim. 95 yılında çıkan yasayla beraber 95 yılında dünyada belki hiçbir kapitalist sistemde olmayan bir şey oldu. Kanun koyucu, üretilen eserin haklarını patrona değil üretenlere verdi. Yani bununda sinema alanında ve dizi alanında ‘eser sahibi’ dedi ‘yönetmendir, senaristtir, müzisyendir’ dedi. Çok güzel bir şey yaptı. Bizim dilimizin, kültürümüzün devamı, devletin bekası için en önemli şeydir o yüzden bunları üretenler özel kanunlarla korunmalıdır, ‘diğer hiçbir alanda olmadığı gibi diğer bütün hakları da patrona değil bunu bizzat üretene vermeliyiz’ diye herhalde kanun koyucu öyle düşündü böyle bir şey yaptı ama pratikte ne oldu, ne oluyor. Bir devletimiz, kanun koyucumuz bize bu hakkı verdi ama patron bir imzayla bütün hakları elimizden alıyor. Bunları bir farkındalık olsun diye anlatıyorum. Buna bir çözüm bulunmalı ve bu çözümünde hakikaten abartmıyorum, devletin bekası için çok önemli. Yönetmenin, senaristtin, müzisyenin, sanatsal üretim yapanların kanunu verdiği hakların bir imzayla ellerinden alınması bir şekilde önlenmeli.”

(Mürsel Çetin / Haber Kent)