Mim Kemal Öke: “İnsanın Kalite Belgesi Kalbidir”
Siyaset bilimi profesörü, tarihçi, roman ve senaryo yazarı Prof. Dr. Mim Kemal Öke, “Bizim için önemli olan, birtakım duyguları dile getirip gitmektir. Yazdığınız makalelerin sayısıyla doçent olabilirsiniz; ancak insan olabilmek için insanın kalite belgesi kalbidir. İnsanın en büyük eseri kendisidir” dedi.
Öke, Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi’nin düzenlediği söyleşide, kişisel geçmişi, akademik yolculuğu ve sanata bakışını öğrencilerle paylaştı.
NEÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi Prof. Dr. Fuat Sezgin Konferans Salonu’nda, NEÜ Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ömer Soner Hunkan’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen programa çok sayıda akademisyen ve öğrenci katıldı.
Konuşmasının başında kendisinden, ailesinden ve büyüdüğü ortamdan bahseden Prof. Dr. Öke, “Bir insanın doğduğu ve büyüdüğü ortam fevkalade önemlidir. Benim yetiştiğim çevreye beyaz Türkler deniyor. Beyaz Türkler de sanki bir düşmanmış gibi ötekileştirilerek kullanılıyor. Ben buna çok takılmıyorum. Çünkü beyaz Türklerden kastedilen şehirli, münevver, aydınlanmış Cumhuriyet’in yeni nesilleri, yani seçkinler ise bunda bir zarar yoktur. Ama Batılılaşmış, mankurtlaşmış, tamamıyla kendi kültüründen ve kişiliğinden sıyrılmış, Batı uygarlığının bedava taşıyıcılarından bahsediyorsak tabi ki kötüdür. Anne ve baba tarafımın Cumhuriyet’e damga vuran ailelerden olduklarını söyleyebiliriz. Bunlardan biri babamın babası, dedem Mim Kemal Öke’dir. 1911 yılında Türkiye’nin diplomatik mücadelelerinde ve iç siyasal gelişmelerinde önemli roller almış ve özellikle Mustafa Kemal’in yanında Türkiye’nin kurtuluşu için önemli görevlerde bulunmuştur. Cumhuriyet Halk Partilidir. Annemin tarafı ise Demokrat Parti’nin kurucularındandır. Demokrat Parti de Cumhuriyet Halk Partisi’ne karşı büyük mücadeleler vermiştir. Bu uğurda annemin babası ve annesi hapishanelerde yatmış; ben de böyle bir neslin çocuğuyum. Kendi kültüründen kopmuş, inkılap yapıyorum diye Maoist bir zihniyetle kendini tırpanlamış ve dayandığı hakikat temellerini sarsmış bir topluluk içinde yaşayan biriydim. Şişli Terakki Lisesi ve Robert Koleji’nde okudum ve bunların hepsi farklı ekollerin mensuplarıydı. Ama kendimi İngiltere’de Cambridge Üniversitesi’nde buldum. Orada, Amerika üniversitelerinde olduğu gibi size bir fikir ya da dünya görüşü empoze etmezler; “kendini bul” derler. Ben çocukluğumdan bu yana Milliyetçiydim. Türk tarih romanlarıyla büyüdüm. İnsan yurtdışında ayrı bir milliyetçi oluyor” diye konuştu.
Sanat ile ilişkisini anlatan Prof. Dr. Öke, “Mim Kemal Öke’yi ben zamane dervişi, bir garip aşık veya Nazlı’nın babası olarak adlandırırım. Bence bunlar insanı insan yapan şeyler. Bizim için önemli olan, birtakım duyguları dile getirip gitmektir. Yazdığınız makalelerin sayısıyla doçent olabilirsiniz; ancak insan olabilmek için insanın kalite belgesi kalbidir. İnsanın en büyük eseri kendisidir. İnsan kendisini bulmaya çalışırken aslında kendini yaratır. Bütün ilmin gayesi bu olmalıdır. Uygarlıkları ise inşa eden 3 unsur vardır. Bilim, sanat ve felsefedir. Bunların hepsi birleştiği zaman bir iddia ortaya çıkar. Sadece kılıçla olmaz bu iş. Fatih Sultan Mehmet sadece kılıçla yapmadı. Türk usulü bir hat ve kıraat yaptırdı. Bu benim sanata eğilmemi sağlayan nedenlerden biri. Diğeri ise, kızımın engelli olması nedeniyle sanat terapisine duyulan ihtiyacı karşılamaktı. Ayrıca resim ve sinema ile de ilgileniyorum” şeklinde konuştu.
“21. Yüzyılı Çok İyi Tanımak ve Bilmek Gerekmektedir”
Ortadoğu’da yaşananlar ve son siyasi durum hakkında değerlendirmede bulunan Prof. Dr. Öke, sözlerini şöyle sürdürdü: “21. yüzyılı çok iyi tanımak ve bilmek gerekmektedir. Kendine mahsus mega trendleri vardır. Bu küresel ekonomi politik ve buna bağlı gelecek tasavvuru çerçevesinde sistemin işleyişini bilmemiz gerekiyor. Çok hızlı değişen bir sistem. 21. yüzyılda artık metafizik geri gelmektedir. Metafizik ile birlikte mitolojik güvenlik hadisesi önemlidir. Bu konunun altını ilk Siyonizm kitabını yazarken çizmiştim. İsrail’in bütün davranışlarının arkasında tarihi ve mitolojik alıntılar vardır. 21. yüzyıl artık büyük bir uluslararası rekabetin arenasıdır. Büyük bir uygarlık iddiası olanlar kazanacaktır. Uygarlık iddiası da bilim, sanat ve kültür ile, insanı yetiştirebilmek ile olur. Sadece silahla değil, belirli bir ruh ile ortaya çıkma meselesidir. “Büyük bir uygarlık iddiasında olan var mı?” diye sorarsanız, evet vardır ve çok sessiz bir şekilde gelmektedir. Bu da Hindu emperyalizmidir. Dünyada Hindu tarzı bir hayat giderek içimize yapışmakta. Tüketim toplumunun zevk ve kendini yetiştirme endüstrisinde çok iddialı bir Postkolonyal imparatorluk kurma peşindeler. Batı uygarlığından çok fazla bahsedemiyoruz. Çünkü eskisi kadar güçlü değil. Bir uygarlık var ki hiçbir şekilde affetmiyor, o da İbrani İmparatorluğu düşüncesi. Artık büyük bir İbrani İmparatorluğu kurulmak isteniyor. Tüm mesele bu.”
“Biz Dünyanın Yükünü Sırtımızda Taşıyan Gibi Bir Milletiz”
“Tarihçi olmaya nasıl karar verdiniz?” sorusuna cevap veren Prof. Dr. Öke, “Ben tarihi her zaman sevmişimdir. Çünkü milletimi çok seviyorum. Çok romantik ve yalnız büyüyen bir çocuktum. Sürekli tarihimiz ile ilgili romanlar, kitaplar okurdum. Tarihimize ve insanımıza karşı hep bir aşkım vardı. Türk milleti büyük bir millettir. Biz dünyanın yükünü sırtımızda taşıyan gibi bir milletiz. Bu nedenle tarih bilimini seçtim. Tabi bunu aileme kabul ettirmek çok zor oldu” ifadelerini kullandı.
Program, soru-cevap bölümünün tamamlanmasının ardından sona erdi.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.